Bilişsel Gelişim ve Kişisel Gelişim

Yeni yazılar e-postana gelsin istiyorsan abone olabilirsin.

Bilişsel Gelişimin insan için önemini Kişisel Gelişim çabaları üzerinden tarif etmenin amacı hem kolay bir izlek oluşturmak hem de bu iki kavram arasında ileride oluşabilecek muhtemel karmaşalara daha en başından önlem almak.

Her şeyden önce bu iki kavram, amaçları bakımından birbirinden farklı. Kişisel Gelişim her ne kadar bireyin kendisiyle ilgili gibi görünse de aslında büyük ölçüde dış dünyayla ilişkisini biçimleme, yaşama karşı bir uyumlanma çabasıdır. Yani özü bakımından bir kimlik meselesidir. Bu nedenle de çoğunlukla dış dünyanın koşullarını gözeterek davranışa dayalı değişimleri amaçlar. Bu tür gelişim çabalarında dış dünya koşulları öylesine belirleyicidir ki temel amaç her ne kadar kişisel temelli görünse de aslında toplumsal adaptasyona yönelik basit davranışsal değişimlerden öteye geçmez. Ağırlıkla reçetelere dayalı bu şekillenme çabalarında, bireyin bilişsel gelişiminin kayda değer bir önemi pek yoktur. Kimlik ediniminde bireyin dış dünyayı ve o dünyayla kendisi arasındaki bağı doğru bir şekilde anlayacak beceride olması yeterli görülür. 

Bilişsel gelişimdeyse dış dünya ilişkileri sadece dolaylı bir sonuçtur. Burada asıl amaç insanın bilişsel süreçleriyle ilgili bir farkındalık yaratıp dış dünyadan ziyade kendi zihin evrenine odaklanmasını sağlamaktır. Daha doğrusu, insanın nasıl bilip nasıl bilemediğini, duygularının farkında olmasına ya da olamamasına neden olan koşulları, zeka verimliliğini azaltan ya da arttıran etkenleri, bir şeyi anlamasına ya da anlayamamasına neden olan süreçleri kontrol altında tutabileceği becerilerini geliştirmektir. Yani bilginin kendisinden çok o bilginin imalat aşamasını önemser. Ve burada asıl amaç da KİMLİK değil KİŞİLİK oluşumu üzerinde etkin olmaktır. İnsanın kendisiyle ilgili farkındalığını, bilgi seviyesini, en önemlisi de zihninin çalışma ilkelerini deşifre edip algı kalitesini olabilecek en üst seviyeye çıkarmaktır. Ve bu anlamda Bilişsel Gelişim, bireyin zihinsel süreçlerinin kendi lehine ya da aleyhine işleyen bileşenlerini tanıyıp aleyhine işleyen kısımları düzeltecek güncellemeler geliştirmesi olarak tarif edilebilir.

Kendiyle ilgili “güncel bilgisi” çoğunlukla içler acısı olan insanın bilişsel zafiyetinin en yaygın nedeni, değişimlerini ölçebilecek farkındalık araçlarından yoksunluğu. Beğenilerinin, isteklerinin, tercihlerinin ya da doğrudan dünya algılarının çoktan değiştiğini fark edebilecek zihinsel donanım eksikliği. Bu durumdan mustarip insanların edindikleri yepyeni düşünce yöntemlerini istedikleri verimlilikte kullanamamalarının altında da bu güncelleme eksikliği, daha doğrusu kendileriyle ilgili kemikleşmiş kanaatleri yatıyor. İşin tuhaf yanı ise, bu insanların kendileriyle ilgili olumlu değişimleri, yeni dönemlerinde artık daha zeki, daha becerikli, daha iyi olduklarını da fark edememeleri. Estetik algılarının eskiden hoşlandıkları müzik ya da filmleri beğenmeyecek kadar geliştiğini, bir zamanlar onları eğlendiren birçok alışkanlıklarına veda etmeleri gerektiğini, artık başka bir noktada olduklarını görememeleri. Kendilerinin antik çağlarına ait bir yığın bilgiyi bir türlü güncelleyememeleri.

Belki de evrimsel nedenlerle insanların dış dünyaya odaklanma becerilerinin, içsel odaklanma becerilerinden kat be kat güçlü olması yüzündendir; dünyevi bilgileri hayli yüksek bir yığın insan kendileriyle ilgili en temel konularda bile kara cahil olabiliyor. Hatta aralarında kariyer, refah, başarı dolu hayatlarında tek bir kimlik sorunu olmayan bir sürü insan için bile Bilişsel Gelişim eksikliği en yıkıcı tıkanıklık olabiliyor.

İnsan yaşamını zora sokan bilişsel bariyerlerden söz etmek için öncelikle “ben” bilinci eksikliğinden bahsetmek gerekir. İnsanın kendiyle ilgili yalan yanlış kanaatlerinden oluşan ve neredeyse tüm duygularını, davranışlarını etkileyen, kendisiyle ilgili topyekûn fikrinden. Eğer biri özellikle bu konuda, yani “ben” bilincinin gerçekçiliğiyle ilgili bir sorun yaşıyorsa, bu kritik sorunu ancak Bilişsel Gelişimle aşabilir. Sorunlar karşısında konumlanmamızı, meselelere karşı nasıl tavır alacağımızı belirleyen ilk etken, o sorunlarla kendimiz arasında gerçekçi bir pozisyon belirlemek, yani gücümüzün neye yetip neye yetmeyeceğine karar vermek oluyor. Bu kararın ne denli sağlıklı olacağını da elbette insanın “ben” bilinci belirliyor. 

İnsan için en yaygın bilişsel bariyerlerden biri de kendi zihninin zayıf yönlerini görememesi. Mesela zihnindeki birçok bilginin hiçbir zaman homojen olmadığını, yani kendi ya da yaşamla ilgili bildiği en temel bilgileri dahi ancak belirli aralıklarla, sadece geçerli duygu hallerinde bildiğini, kriz anlarındaysa o bilgilerin çoğunlukla devreye girmeyeceğini tahmin edememeleri. Her modern insan gibi bilgi eksikliğini yönetme konusunda mahir olsa da bildiği şeyleri yönetmede büyük zafiyetleri olduğunu fark edememesi.

İnsanın bilgi dağarcığını yönetme becerisi kadar önemli olan bir diğer bilişsel beceri de “şüphe” ve “kararlılık” yönetimi. Yani “gerçek” ile aramızdaki ilişkiyi düzenleme iradesi. Burada böyle bir örnek biraz abartılı görülebilir ama bilişsel becerilerin zaman içinde ölümcül zehirlere dönüşmemesini önleyecek olan, bilgiyle, daha doğrusu gerçekle aramızdaki ilişkiyi dengeleyen ve onunla ne yapacağımızı söyleyen, bizim adına “karakter” dediğimiz şeydir. Neticede Bilişsel Gelişimin verimliliği de karakterle uyumuyla ilgilidir.

İçerik kategorisi

Benzer İçerikler