Bir Atakan rüzgârıdır gidiyor. Bende bir önceki Post’ta Atakan’ı paylaşmıştım. Takipçilerimin her biriyle gurur duydum. Çünkü yorumları onların oldukça dikkatli ve düşünmeye açık kişiler olduğunu gösteriyor. Sosyal medyanın sadece eğlence değil paylaşımların, tartışmaların yapıldığı yerler olduğunu göstermesi açısından çok değerli. Çok teşekkürler.

Atakan’a gelirsek.

10 yaşındaki bir çocuğun bu şekilde (videolardaki gibi) felsefi konuşmalar yapması birçok takipçiyi korkutmuş, bazı takipçilerim Atakan’ın çocukluk yaşayamadığından bahsetmiş. Bazı takipçilerim ise benim görüşümü sormuş. Bende görüşümü anlatayım:

10 yaşındaki bir çocuğun Aristo, J.J. Rousseau ve Bauman gibi felsefe dendiğinde akla gelen kişileri okuyabilmesi ve hatta okuduklarından yorum yapabilmesi ilk başta birçok kişiye imkânsız geliyor. Evet, zihnimize var olan ‘çocuk algısı’ ve ‘çocuk gelişimini’ dikkate aldığımızda bu bakış açısı doğrudur. Ancak özel olarak isimlendirdiğimiz çocuklar söz konusu olduğunda bunun imkânsız olmadığını görebilirsiniz. Bir öğrencim vardı. Çocuk iklim değişikliği konusunda hazırladığı sunumu 4 farklı dilde sunabiliyordu. Üstelik içinde bilimsel terimlerde bulunuyordu. Türkçe başladığı sunum sırasında ‘şimdi Fransızca devam et’ dediğimde Fransızca, İngilizce dediğimde İngilizce olarak sunumun akışı bozmadan devam edebiliyordu. Yabancı dilleri ezberlemiş olabilir ama bu anlatım dilini değiştirme hızı ve bunu anlatım akışını bozmadan yapabilmesi onun yeteneğini gösteriyor. Zaten 7. Sınıf öğrencisi olan öğrencim ‘özel yetenekli’ tanısı almış olan bir çocuktu. Yani öncelikle her çocuğun özel olduğunu, eğlenme ve öğrenme hazlarının da farklılık göstereceğini bilmeliyiz. Atakan bu okuma ve öğrenme sürecinden yaşıtlarının internette oyun oynamasından aldığı ‘hazzı’ alıyor olamaz mı? Eğer var olan çocuk algımıza göre cevaplarsak ‘alamaz’ diye düşünürüz. Peki ya özel çocuk olarak düşünürsek!!

Gelelim Felsefe konusuna, felsefe okuyanlar ve üzerinde çalışanlar şunu bilir; Felsefe okumak ve okuduğundan anlamalar çıkarabilmek için yaşanmışlıkların olması gerekmektedir. Burada karşımıza şu soru çıkıyor; “Atakan bu yaşına kadar acaba neler yaşadı?” Buna benim cevap vermem imkânsız. Buna aile cevap verebilir. Ancak ailenin çocuğun gelişim sürecinde etkisinin olduğu bir gerçek. Yani Atakan’ın cümlelerinde ailenin gölgesinin olması mümkün.

Konuşma ritmine ve beden diline baktığımızda ise; konuşmalarının oldukça net olduğunu görüyorum. Yani ezber söz konusu. Ama şu da bilinmeli (ben buna inanıyorum) ezber zannedildiği gibi kötü bir şey değildir. Bilgi edinmenin ilk yoludur. Doğru yapılan ezberin içinden çıkarıldığı bir eğitim hayaldir. Burada sorun o ezberin nasıl olduğudur. Yani Atakan söylediklerini bence ezberlemiş. Ancak beden diline baktığımızda kullandığı el hareketlerinden bu ezberlediği bilgilerden anlamlar çıkarabildiğini görüyorsunuz (doğru ve yanlışlığını tartışmıyorum). Çoğu kişi tarafından eleştirilen ezberde kişi sadece tekrarlar, söylediklerini anlamlandıramadığı için beden dilini kullanamaz. Atakan ise ezberi ve beden dilini işbirliği içinde kullanabiliyor.

5 ayda 250 kitaba gelince. Bu medyanın dili. Sadece şunu söyleyebilirim; çok okuduğu belli oluyor.

Atakan’ın farklı bir çocuk olduğunu düşünüyorum. Burada yetişkin desteği çok önemli. İşte bu destek süreci ya onu standart hale getirecek yada ihtiyacı olanı ona verecek. Yani Atakan yeterli desteği bilimsel ölçülerde alamazsa (ilgi ve yeteneğin çok yüksek veya düşük karşılanması) çocuğun üretkenliğini ve yaratıcılığı körelebilir.

Kısaca farklı çocuklardan korkmayalım destekleyelim. J



1 Yorum

  • Korkmaya gerek yok..Böyle ileri zeki çocuklar var,keşfedimemiş.Bu tür çocuklar her türlü imkanı olmayan ailelerden çıkıyor genelde,sonra körleliyor çocuklar.Daha önce böyle iki öğrencim oldu.

Bir Cevap Yazın

Ahmet YILDIZ'ı Sosyal Medyada Takip Edebilirsiniz